Son yıllarda kadına karşı şiddet vakalarının artması, toplumda büyük bir infiale yol açıyor. İşte bu konuya bir kez daha dikkat çeken ve yürekleri dağlayan bir olay, bir öğretmenin hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı. Matematik öğretmeni olan 34 yaşındaki Ayşe Y., eşinin sürekli fiziksel ve psikolojik şiddetine maruz kalarak, evliliğinden bıkarak boşanma kararı aldı. Ancak bu kararı, onun için bir son değil, tam aksine ölümle sonuçlanan bir kavganın başlangıcı oldu. Bu makalede, düşkünlük, şiddet ve boşanma süreçlerine dair yaşanan dramı inceleyeceğiz.
Ayşe Y., 34 yaşında, eğitim alanında uzun yıllar hizmet vermiş bir öğretmendir. Evliliği ilk başta mutlu gibi görünse de, zamanla eşi Mehmet Y.'nin baskıcı ve şiddet içeren tutumları ortaya çıkmaya başladı. Birçok kadının yaşadığı gibi, Ayşe Y. de ailesinin ve çevresinin baskısı altında çektiği acıyı kimseyle paylaşamadı. Kocası, işten döndüğünde evdeki sorunları büyütüp, temas sıklığını artırarak onu izole etmeye başladı. Birkaç ay sonra bu durum fiziksel şiddete dönüşerek, Ayşe’nin hayatında cehennemi yaşamaya başlamasına neden oldu. Evliliği süresince, sadece fiziksel değil, ruhsal olarak da yıpratıldığını hissetti.
Şiddet ve aşağılanma duygusu Ayşe’nin yaşadığı evlilikte giderek büyüyordu. Gözlemledikleri ve yaşadıkları, onu bıktırmış, yılgın bırakmıştı. Artık mutlu bir yaşam hayali kalmamıştı; bu nedenle, sonunda boşanma kararı almaya cesaret edebildi. Kanunların kendisini koruyacağını umarak boşanma davası açtı. Ancak eşi Mehmet Y. bu durumu kabullenmedi ve boşanma süreci boyunca Ayşe’yi sürekli tehdit etti. Korku dolu anlar sonunda, boşanma davasını bildiği sürece hayatını daha da zorlaştırdı. Yerel mahkeme, olan bitenlerin ciddiyetini göz önünde bulundurarak Ayşe’nin korunması için önlem alınmasını önerdi. Ancak, her ne kadar hukuki süreç başlasa da, bu durum ölüme giden yolda sadece bir ara durak oldu.
Bir gün, boşanma davasının görüşmesine gittiğinde, Mehmet Y. onu sokakta beklemekteydi. Yaşanan tartışmalar, kısa süre içinde fiziksel bir kavgaya dönüştü. Ayşe’nin çığlıkları, çevredekilerin dikkatini çekmekle kalmadı, aynı zamanda olayın ciddiyetini artırdı. Ancak, ne yazık ki olayları durduracak kimse gelmedi ve Mehmet, Ayşe’nin hayatına son veren bir eylemde bulundu. Eğitimcinin hayatı, bir boşanma davası ve ondan bağımsız bir yaşam arzusuyla sona erdi. Türkiye, maalesef bir kadın daha kaybetti ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği bir başka dramatik hikaye ile zenginleşti.
Bu acı olayın ardından, birçok insan, bir kadının yaşadığı şiddet karşısında toplumsal tutumların acilen gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Kadınların, ne olursa olsun seslerini çıkarmaları, haklarını korumaları ve sistemin onlara destek olacağından emin olmaları gerektiği mesajı, bu trajedinin ardından bir kez daha gündeme geldi.
Sonuç itibarıyla, bu tür mağduriyetlerin önlenmesi ve boşanma süreçlerinin kusursuz bir şekilde yürütülmesi, toplum olarak atmamız gereken önemli adımlar arasında. Ayşe Y.’nin yaşadığı olay, yalnızca onun hikayesi değil, benzer birçok kadının da karşılaştığı acı bir gerçektir. Boşanmanın, yaşamda daha iyi bir yol arayışında bir endişe kaynağı olmaktansa, özgürleşme fırsatı olması gerektiğini unutmamalıyız. Unutulmaması gereken, her bireyin, özellikle kadınların, sağlıklı bir ilişki kurma, kendilerini ifade etme ve yaşamlarını koruma haklarının olduğu gerçeğidir.
Kadına yönelik şiddetin bir an önce son bulması için harekete geçme zamanının geldiğini vurgulayan sivil toplum örgütleri, bu tür durumları yaşayan kadınların yalnız olmadığını bilmelerinin önemini tekrar ediyor. Ayşe’nin trajik hikayesi, bir kez daha bu konuda farkındalık yaratmamız gerektiğini gösteriyor. Şiddet, bir insanlık suçu olup, bu suçla mücadelede hepimize büyük görevler düşüyor.